Anasayfa

İNSAN ÜSTÜ AKIL 25 / 1 / 07

İRADE ve AKIL yolu ile bilmek nedir , ne demektir ?

Bilmek ne demektir ?
Bilmek kelimesini tam anlamı ile kullanıyoruz mu ? yoksa sanı , kanı , varsayım ile birlikte bilmek kavramını eş anlamlımı tutuyoruz ?
Bilmek demek bir şeyin muhtevasını anlamak , kavramak , idrak etmektir , bir örnek lazım bunu tarif etmek için , şu örnek iyi olsa gerek ; Bir eşyayı elde etmek için onun yapılışını , lüzumatlarını , imāl ederken tefarruatını , muhtevasını beceriler ile ,ustalığını elinde bulundurmak demektir .
Bir eşyayı , veya malzemeyi imāl bilgisi ile , kullanım bilgisi tabiki ayrı şeylerdir , biri imāl bilgisidir , diğeri kullanım bilgisidir .
Sanmak ile bilmekte farklıdır , sanmak bilmek değildir , Sanmak bir kanaattır , tahmindir , varsayımdır , inanaclar yani doğa üstü inanclar birer sanıdır , tahmindir , ve şu örmek gibi ; Allaha inanmaktaki durumunuz sanıdır , tahmindir .
Akıl ve mantık hesabı ışığında , olasallığı yüksek olan bir tahminden sonra , inanc veya iman denileni benimseriz veya itikatı yeyleriz , yeylenen şey sanıdır , sanmaktır , varsayımdır , bilmek ise keşfetmek , tespit etmek , gözle görülür ve elle tutulur hālde hazırda olan demektir .
Allaha inanırken onun Peygamberi vasıta seçilir , onun tebliğisine inanılır , veya güvenilir sonra onun doğrultusunda katılımlar olur , ahiret inancı tam kavranabinir bir bilgi olmadığı için , o inanc ta sanıdır , kanıdır , tahmindir veya varsayımdır , kısacası Agnostisizmdır .
Bilgi ise sanıdan beri , o bir mutlaktır , bilgi denilenşey vardır , çünkü elle tutulur , gözle görünür yanı açıklana bilinir tafarı vardır , nettir , fakat mutlakklığı belli bir alana kadar vardır , başka bir ifade de sınırlıdır mutlak bilgi o bir Realizmdir.
Bilgi dediğimiz şeyin de bir sınırı var , o sınırı içinde bir mutlaklılığı var , sınırı dışında yine mutlaklılığı yoktur , bilgi kendi sınırı dışında hep olasallıklar , veya var sayımlar ile komşu gibidir .
Kanmak ile sanmak aklın ergin olmayışı sebebiyeti ile olur , mantığın beceriksizliği , aklın zayıflığını sergiler , beceriksizlik aklın cılızlığına delildir , bilmek demek aklın yetkinleşmesi demektir , bilgi ise kesin mutlaklıktır .
Akıl ile mantık yoldaştır , refiktir , o ikili dostluklar irade ile üçlü bir dostluğa dönüşür , bu üçlü yoldaşlık , yürüttükleri bazı şıkların uyumu sonrası inanc , kanı , sanı , kavrayış gerçekleşir .
Kanı , zan veya sanılar , kesin olmadığı için mutlaklığı yoktur , tereddükleri vardır , yani kesinlikleri elde olmuyanlar bilgi değildir .
Kavram açısından sanmak bilgi değildir , Bilgi olabilmesi için muhtavası ile kontrolumuz dahilinde olmalıdır , kontrolde olmayan mefhumlar bilgi değildir , sanıdır .
Biz inanclarımızdaki akideleri biliyoruz , ve öyle yaşıyoruz demek için önce bilmenin ne olduğunu bilmeliyiz , bilmek kelimesi ile sanı sözcüğü eş anlanlı değildir .
EĞER BİZ HER ŞEYİ BİLSEYDİK HAYAT ÇEKİLMEZ OLUDU !..
Yani bilmemekte bir nimettir , bilmeden yaşamakta hayat vardır , çok gerekleri biz bilmeden yaşar iken elde ederiz , tabi bu irademiz ile ola gelen bir durum değildir , bu konu konumuzun ayrı bir varsiyonudur .
Oysa ben bilmeyi teşvik ediyorum , düşünmek nasıl yaşantımızın ayrılmaz bir parçası ise , bilmekte tıpkı doğa gibi , insan doğasında bir dürtüdür , bilme isteğimiz bir merak gibi isede aslında bilmek aklımızın birincil isteğidir .
Akıl sırları çözümledikce rahatlar , labirentkerin içinde yaşamak aklı sıkar , aklın kārı değildir , belki şunuda eklemek gerek , merak ile heves aklımızın keyfiyetidir , nasılki bazı kişilerde damak zevki varsa işte bu gibi , merak ile henes aklımızın bir zevki sefasıdır .
Konumuz şuydu ; bilmek için olan düşüncelerimizi dile getiriyorduk , veya kandığımız , telkin olduğumuz mefhumları , kavramları bir hayel benzetmesi içinde kullanıp kullanmadığımızı araştırıyorduk .
Bilmek ile sanmak ; birinde mutlaklık , ikincisinde muğlaklık var , Biz kelimeleri anlam bakımında , kavramsal olarak nerde , nicin hepsini bilgi ilemi , yoksa sanı ilemi onları kullanıyoruz , diye tahlil edince , ezbere yaşantımızıda tanıyoruz , ve bilincli sözcük kullanımı olmaz ise zararlarının mānen yaşantımızdaki olumsuzluklarını da tahmin edebiliyormuyuz ?
İnsanda Akıl ile birlikte Ruhta vardır , Ruh ençok kavramların etkisi ile , bu gibi yollarda olumlu ve olumsuz hāllere dūçar eyler İnsanı , Ruhta akıl varmı ? yanıtını da aramalıyız , ve arar iken , ruh gibi tartışmalı bir konuda ruh nasıl bir şeydir diye irdelenirken , tartışmanın alākalısı , konusu olan ruh , nasıl incelenir veya inceleyebiliriz , çünkü bazı düşünürler Ruhu teolojide yani ilāhiyatta olanlar gibi sanmıyorlar , öyle alğılamıyorlar . O hālde biz kendi kendimiz onu incelemeliyiz , bunun içinde şu yol en uygun olanıdır , uyku yolu ile , yani uyur hālde iken , ruh daha elverişlidir incelemeye , biz onun akıldan kamil olup olmadığını ancak uykudaki iradesiz hālimizden anlayabiliriz .
Sırası gelince onada değineceğiz , Biz şimdi bilmek ile Akılı inceliyorduk , yukarıdaki örnektelerde biz Bilmek ; bir konuda mahir olmak , erbab olmak , ustalığını elinde bulundurmak demektir demiş idik , bilmek odur diye tanımlamıştık .
Örneğin ; Meleklere inananlar hiç melek görmüşmüdür , veya tarifi yapılırken bir görgü müşahedesi ilemi , yoksa sanılarmı onu , veya onları ele alıp dile getiriyoruz ? yani sanı ile bilme kavramını kullanırken biri diğeri gibi sarihmidir ? net gözle görülüp el ile tutulur yanları varmıdır ?
Sarih olan şey göz önünde olandır , bilgisi kavranılır , anlaşılabilinir olandır , Kavram mānasındaki muğlak veya muallak olan şeylerin bilgisi sanıdır , çünkü sarih değildir , göz önünde bir varlığı yoktur , muarref olan ise bilinen , mālumlukla birlikte kavranışında gözle gürülür ve elle tutulur yanları olana denilir.
Biz Allah vardır derken onun varlığını görmüyoruz , yanlız his yolu ile ifade kullanırız , histen kaynaklı bir sanıya bağlıyarak , bilmeği yani bilmek sözcüğünü kullanırız , oysa bilmek demek kavram anlamında bilinene eğemen olmak demektir .Yine de sanı , zan gibilerine bilmek kimliğini ile ele alıp dile getiriyoruz , ama bilincli değil , şu özdeğiş ile düşünce açımızı odaklayıp gözler isek , bilmenin aslı astarı hiçte sandığımız gibi değildir , biz sözcükleri çoğu kez ezbere kullanırız , kavramın içeriğini anlamadan , mānanın neresindeyken sözcükler kullanılır diye de bir bilinc içinde değiliz .
BİLEN BİLİNENDEN ÜSTÜNDÜR
Neden bilen bilineneden üstündür ?
Çünkü bilmek demek ona eğemen olmaktır , bildim dediğine hakin olmak demektir , bilinen şeyin mahiri olmak demektir , Çırak ustasından öğrene , öğrene kavrar ve sonunda bilir , o işin erbabı olur ve bildiği şeyle hakim duruma gelir ve kontroli de sunuçta elinde olur .
Ben Allahı biliyorum demek ile , ona haşa hakin oldum demek ile bir farkı yoktur , oysa biz inanclarımızdaki akidelerin varlığını sanı ile , muğlaklık ile yaklaşıp ifa ederken , bilme kelimesini akideleri bize öğretenleri ,yani öğremdiğimiz kişileri kast ederek kullamırız .
Eger İnsan bilgide mükemmel olsaydı , Doğa üstünü bilebilir , ve ona hakim olabilirdi , ve Allaha da haşa hakim olabilirdik , onu kontrol edebilirdik , oysa sanı denilen şeyler ile biz doğaya veya doğa üstü bir güçe inanırız , kontrolimiz dışındadır doğa , Allah ve melekler de Kontrolimiz dışındadır , başka bir değiş ile tam bilmiyoruz onları , tam bilmediğimiz için de o şeyler sanı , kanı , zan zemininde kalıp kimini ret , kiminide nimet ve ret etmedem benimsiyerek onlarla yaşarız .
Egemenlik diye bir şeyden mahrumdur İnsan , kendi Canımızı ve Ruhumuzu da bilmek için ikinci bir etken , ikinci bir neden , ikinci bir sirayet edene ihitiyac vardır .
Bilinmesi gerekli olanın dışındadır onu bilmek isteyen , biz bilgi ile egemen olsaydık , egemenliğimizin delili diye elimizde de malzemaler olurdu , veya formillleri olmalıydı , olmadığı içinde sanı denilen şeylerin varlığına inanıp ve peşlerinden koşarak yaşarız .
Biz kendimizi bir ölçüde bilebiliriz , fakat tümüyle değil , tümüyle bir insan kendini bilmek için , kendi dışına çıkmalıdır fakat bu da olanaksızdır , hāl olanaksız oluncada mutlaklık bilgisine ulaşmak imkānsız görünür .
Sanılar veya kanaatler ne kadar muğlak olsalarda , biz onların yokluğuna delil getiremediğimiz için , onları yok sayamayız , yani Allah muğlak bir şeydir demekle onun yokluğunun delili değildir .
Aklın ötesi ile aklın berisi diye aklımızı ve mantığımızıda tanımalıyız , aklın ötesi sanılarla örülüdür , başka bir değişle akılın öyesi Angostisizmdir , berisi realitedir , bilmek ile sanı konumuz olduğu için , biz inancları sorgulamıyoruz , kişilerin inanclarına saygı duyarak bir inceleme içindeyiz , yanlız kelimelerin , sözcüklerin kavramsal niteliklerini , mefhumatını , ne olduğunu belli etmek için , Bilmek ve sanmak birmidir diye ele aldık onları araştırıyoruz .
Şimdi kaç türlü akıl vardır ve akıl nedir ? isterseniz onu inceleyelim , kaç akıl türü vardır diye işe koyulalım , Bilinen akıl yani irademiz ile uyanık hāldeki akıl ile uyur hāldeki yani rüyadaki olan akıl , Uyurken akıl yok diyemeyiz , çünkü pek çok bilgin uykudayken rüya , rüyet yolu ile bazı bilgilerin vakıfı olduklarını dile getirilişi bilinen bir şeydir .
İrade uykuda yoktur , uyanık iken vardır , burda akıl iradenin ürünümüdür , yoksa ruhun ürünümüdür diye iki soru ile bağlı oluyoruz , uyanık iken olan akıl , duyu organlarımızın aktivitesi ile ve iradenin hakimiyeti ile olan akıldır , şu doğru veya şu yanlış veya şu gerçek şu değil diye hüküm veririz onunla .
İrede kavratır , irade yöneltir , irade olmadan akıl yön deniştirmez , rüyalrımızda birer kavratım sonucu hatırlanılır , o hālde uykuda irade vardır , tabi bu irade senin iradenmi , yoksa senden gayri birinin iredesimi , çünkü rüyalar kavratılmış ve hatırlatılmıştır bize .
Bu mantık yolu ile bakış açımız sözü geçen yerlerede dikkatle gezinirsek , kişide melek dedikleri ruhani varlıkların bulunuşuna delil elde etmiş oluruz , Uyur iken de irade yoktur , tamamen irade dışında bir durumdayız , demek için tam bilinc içinde değiliz , sanılar var , emareler var , kanaatler var , bu işaretleri ret etmek akıl kārı değil mantık her bulguyu tartan bir terazidir .
Fakat bilgi edinmek akılın işi iken , bu kez irade yokken (öyle sanıyuoruz ) uyur hālde iken edindiğimiz bilgiler var , bu tür bilgiler akıl ürünü değil ise , o hālde onlar ruhun ürünleridir diye tanıtıla gelindi hep bu günlere , tanıtılan uyanık hāldeki akılda irade bağı var , rüyadaki kavratılımlarda neden irade bağı yoktur diyebiliyoruz ? çünkü kavranışlar sarihtir .
Bu iki durmdadaki akıl veya akıllar biri uyur iken diğeri uyanık iken ve tekrarda fayda vardır , uykudaki akılda irade yoktur deniliyor , uyanık hāldeki akılda irade ise kesin belirgindir , bu seyir içinde bizler bilgileniriz , uykudaki hāl bir zihinsel fonksiyonudur , kendi kendine bir hāfıza proğramıdır , başka bir etken yoktur , bundan mütevellid uykudaki bilgiler zuhur eder demek için aceleci olmak demektir .
Bilgilerimiz akılın ürünümüdür ? evet akıl ile şereflendik , biz irede ile işe koyulup o bilgileri elde ettik , ve irade de uyanık iken vardır , uyur hālde iken irede yoktur demeğe sıra gelince inkāra teşebüs demek değilde ya nedir ? Uykuda irade sende yoktur fakat sendeki melekelerde vardır , onların iradesi uyumaz ve ruhta uyumaz , uyuyan şey bedendir , nevstir .
İnsan aç iken uyanık fikirlidir , fakat tok iken aynı hālde değildir , beden yani fiziki canlılık vardır , var olan şey dönüşümde yok olamaz , olur dersek bu fizik kanununada ters düşer .
Uyur hālde iken irade sorgulandığında , iradenin yokluğunu tespit edemiyoruz ve rüyalarımızı inkar edemiyoruz ,uyanık akıl ile uykudaki akıl farklı akıl biçimleri olup karşımıza çıksada neticede aklın ürürnleri her iki yerde de aynı , uyanık akıl ile uykudaki akıl bilmek kavramak içindedir , uykuyu irade dışı sansakta ,yinede Akıl vuku buluyor .
Tabi önce uyur hālde iken , rüya yolu ile bilgi edinmenin aslı varmı , yoksa bilginlerden bazılarının açıklamaları yanılgımı ? yanılgıysa o hālde yanılgı olmayan verilerde var , örneğin Ben bir çok Musiki eserinin güftelerini , namelerini musikisi hiç beklemediğim bir anda uykuda , uyku hālinde iken onların şevki ile uyanıp , yarı uykulu hālde iken kayıp olmaması için teyibime kayıt etmişliğim yanılgı değil bir gerçektir .
Sanılan irede yok iken de , akıl ile uykuda müşerref olduk çok kez , duyularımız yok ikende akıl vardır , tabi bu da bir tür sanıdır , kanaattır , tahnindir diyen çıkacaktır .
İnsan doğanın bir paçasıdır , fakat doğanın içinden çıkıp var olduğu için , kendi içinden çıktığı ile kendisi aynı değildir , benzer yanları kendi bünyesinde bulundura bilir .
Başka bir değiş ile doğa insanı var emişken , insan doğayı var edemez ,var olunmuş , var kılınmış ,Var edenin , var kılanın benzerini var edemez durum bu iken canlılardaki duyu oranı kimi dört , kimi beş , kimi altı duyuludur , aklıda bu duyulardan çıkıp gelen bir mefhumdur , mantıktır bu , bunu kabul ederim , bunu kabul eden o canlılarda da ruhun varlığını kabul etmek zorundadır . o hālde her canlıda akılda var , ruhta var .
Şayet insan altı duyulu değilde yedi veya daha fazla duyulu olsaydı diye kabul etsek , tanımlanan akılda farklı bir akıl meydana çıkmazmıydı ? veya el organımız diğer canlılar gibi gelişkin olmasaydı bilinen akıl bu düzeyde olabilirmiydi ?
Cevap elbette olamazdı , bu bir süreçtir , devr ve devran ilerledikce akılda gelişim gösterir , akıla olan güven ve kanılar dün başka , bugün ise daha başkadır , yani kararlar sübūt değil , yerinde durağan değildir , akıl için kanaatler sanıldığı gibi de değildir .
Bilgi becerilebilinendir , sanı ise beceriden yoksundur , sanı kapsamında becerilmiş gibi tanıtılanlarda bir vehimdir , Bilgi vehim değildir , çünkü nüfuzunda kesinlik vardır , sanısal , var sayımsal olanlar bilgi değildir .
Gözle görülür ,elel tutulur kılabildiklerimiz kesindir , şahidi tutulabilinir , sanı ve zan olanlara şahit tutulamaz , sanı kişinin hülyasıdır , hayelidir , tereddütleridir .
Aklın egemen olduğu bilgi , sanıdan çıkmıştır , kesinlik kazanmıştır , biz kendi buluşlarımıza bilgidir diyebiliriz , fakat bunun dışındakiler bilgi değil sanıdır , tahmindir , var sayımdır , biz sanıları ret etmek içinde bir bilgimiz olmadığı için , onları yadsıyamayız , fakat çekimser kalabiliriz .
Allah inancı da bir sanısal akıl içindedir , bazı bilginler en dahi buluşlarını uykudayken , irade dışındayken kavuşmuştur , ilhamla elde edilen bu gibi bilgiler azımsanmıyacak kadar çoktur . bu bilgileri elle tutulur , gözle görülür hāle getirmişler , ve insanlığın hizmetine sunmuşlardır , bunlardan biride İbni Sinadır .
İbni Sina türkmüdür veya kürtmüdür buda tartışmalı bir konudur , fakat konumuz dışında bir konu olduğu için biz sadece hatırlattık . çünkü türt tarih tezinde kürtleri bir türk uruğudur deyip kavratılmaya çalışılıyor , biz rahmetli İbni Sinanın Bibliyografisine bakınca o öz geçmişleri bir kürt örgüşümü içindedir , tabi bu konuda yadsınacak bir konu değildir .
Akıl denilince biz yanlız bilinen , bize tanıtılan irade den çıkar akıl diye noktalarımızı koymamalıyız , irade sınırı olan bir tameyyüldür , akıl ise tümüyle bir irade işidir denilebilinir , vehim değildir bu tür yaklaşımlar .
Oysa uykuda bilinen yani bize tanıtılan irade yok iken de , iredeler ile müşerref olduğumuzuda yadsımamalıyız ,biz hem uyanık , hende uyur hālde iken varolan bir iradenin varlığıyız diyebiliriz .
Başka bir örnek ben saz icrasında iken , icralar bilgi dahilinde olduğu için ben onlara hakimim , fakat başkası için yani dinleyen için bilgi değildir sanıdır , tahmindir , cezbedir dinleyen icralarımı izahata kalksa bir hakimiyet ile ifadeler kullanamaz , olsa olsa sanılarını , tahminlerini sıralar .
Allah adıyla vahiy var değenleri küçük görmemek gerek , Peygamberler vahiy aldım durum budur denilişine inanmayanlar , o hālde bilginlerin uykudayken rüya yolu ile bilgi edinmiş olanlarıda yadsımakla eş anlamdadır , yani gaybın bilgisi olmadan ön yargılı olmak demektir .
Akıl ; kişideki akıldan başka insan üstü akıl da vardır , böyle bir inanca sahip olmak yanılgı değildir , ancak insan üstü akılın nasıl bir şey olduğunu tam bilmediğimiz için , o durum sanılarımızda kalıyor , tahminlerimizde kalıyor , sanılar inancı tehlikeli değildir , asıl tehlikeli olan , sanıları zorla dayatıp kabule zorlamaktadır.


Saygılarımla !
Nebi Güler
www.elat.ch