Anasayfa
EFES’ten SAZLI KÖY’’e ve sonra MİLET ’e.
( Tarihi nehir ve tarihteki nehir ulaşımı)
Sazlı köyün terihi Kemer köyü ile başladığını demek yeterli değildir , Sazlı köydeki tarihi köprü bir Bizans eseridir , Kemerlilerden önce CIVŞIR bölgesinde bir termal su yatağı vardı , kalıntılar ilk yerleşin alanı orasıdır diyor , orası hālā bir höyük yanlız temelleri azda olsa görünem bir yerdir.
Sazlı köyün tarihi Milet antik şehiri kadar eski bir tarihi vardır , Tarihi belgelerde Efesten -Milete kadar menderes vardı Samsun dağı eteklerine yakın akar giderdi nehir , bügün büyük menderes diye bilinen yeni menderes o tarihte yok idi , sonraları kendiliğinden eski menderesin suyu tam akıtmadığı için , atık ve erozyonlar sonucu vede kışın fazlaşan su seviyesi yeni menderesi kendiliğinden açmış oldu .
İşte bu eski menderes yeri antik çağda ulaşımın en göze yolu idi , bu su yolu bildiğim kadarı ile Sazlı köy tarihi köprüsü itibaren mendiresin mecrası güneye doğru Söke altından devamla Güllü bahçe (Priene) altından da geçip dağa yakın mesafeden Milete uzanırmış .
Samsun dağı eteklerindeki her Antik yerleşin yeri , işte bu sözünü ettiğim eski mendiresin yerinden suyu akar iken ,nehir ulaşımını yaparlarmış ,Salihliden tutun Efese ordan ta Milete kadar nehir ulaşımı yapılırmış .
Pers orduları mileti kuşatmaya giderken de menderes ulaşımını kullanmışlar , Miletlilerde menderes suyu ile su surlarını yani su havzalarını savunmada yine bu eski menderesin mecrasından elde ederlermiş , yeni menderes ise bugün ,eski menderes yerine nazaran daha doğuda yani beş parmak dağlarına daha yakın akar .
Bugün o eski menderes yerleri yazın kurudur , suyu yoktur , yani eski menderes yerleri azda olsa çukur yerleri yağan yağmur ile dolup kendini bazen gösterir , o bölgede bu yerlerin ismine azmak derler , işte bu azmak yerleri eski mendiresin yerleridir veya miletlilerin düşmana karşı koymak için açılan su havzalarıdır .Eski menderes denilen bugün Sazlı köydeki Tarihi köprü altında zamanla akan menderesti ki bu Efesten - Milete nehirle ulaşım yanında balıkcık ve tarın bu nehirin bereketine bağlı imiş , Efesten bir sal kendini mendires akışına bırakırsa Sazlı köydeki Tarihi köprü altın geçip milete varır imiş .
Sazlı köyün birde tarihi kız kalesi vardır , Sazlı köy dağı üstünde olan bu kale çeverdeki antik sitelerindeki Priene , Milet gibi yerlerdeki kızları ve savaştan korunmaları için kadın ve çocukları , bu kaleye sığındırıp esir olmamaları için yapılmış bil kale , bu kalenin başka bir ismide gizli kale denilir .
Aslında Sazlı köyün ilk tarihi ve yerleşin tarihi Sazlı köy tarihi köprüsü ve kız kalesidir , tarihi köprü mendires nehri üzerindedir , bu tarihi köprüden çıkan bir yolda sözünü ettiğim o tarihi kız kalesine çıkar imiş , dağ yamaçlarında kaleye çıkış istikametinde bazı parke taşları ile yapılan yerleri Ben 1970 lere kadar görebiliyordum , oysa şimdi o yol bile aşındı izleri silindi kalmadı .
Tarihi belge olan Sazlı köy antik köprüsü hālā ayaktadır , bazı geçit muhafazalıklar tahrip olunmuş , bazı define avcılarının hışmına uğramış , fakat tahrip olan taşlar bataklığa düştüğü için ve şimdi de o yerler de kuru toprak olduğu için tarihi taşlar köprüye yakın yerlerde kazı ile buluna bilinir inancındayım .
Miletten deniz yolu ile yelkenle veya kürekle tekrar efese yakın bir limana varıp , ordan tekrar mendires akışıyla Sazlı köyün Tarihi köprüsü altından geçip , Söke ovasından milete vardırılırmış ulaşım ,böylece bu su nehir trafiği Bizanslardan sonralarına kadar da devam ettirilmiş .
Sazlı köyün eski esmi Kemer adı ile bilinir geniş bir ovası var , köy Kemer adını taşırken o ovası mera yani yaylak olarak kullanılırmış , iç Anadolu çevrelerinden gelen koyun sürü sahipleri bu meraları kiralayıp hayvancılık ederlermiş .
Bu sürü sahiplerinden bazıları Hükümet yanlısı bir politika ile bir yolunu bulup Kemer köyü meralarının tapısını kendi üstlerine çıkarıyorlar , kışın sel baskını ovayı kuşatınca , köylüler korunmak için kemer dağ eteğine çekilirlermiş , tekrar yazın su çekilince ovaya inmelerinde bir git gel hayatı sürdürürlermiş o tarihi köprü üstünden .
Meraların tapusunu çıkaran koyun sürücüleri yavaş , yavaş Kemer köylülerini ovaya eski yerleşin alanlarına inmeyi engellemişler , takazlarlar devam edince köylülere önderlik eden İsmail kıran isimli kişi çıkıyor , ve bazı şikayetleri yetkili mercilere bildirsede denişen bir şey olmuyor .
Kemer köyü döneminde merhum İsmail Kıran su değirmenciliği yaparmış ,Hilmi Fırat’a bir fikir ve ilhan kaynağı olan değirmencilik işi bu olsa gerek , sazlı köyün eski su değirmeni eski menderese bitişik alan içindeymiş , tarihi köprü ile değirmende o alan içinde , birde o alandan kuzeye doğru donma taş tarihi yol vardır , bu tarihi kalıntıları hiç bir sorumlu çıkıpta onları korumaya almadı , en azımdan sit alanı diye belirlemediler .
Bizden söylemesi , biz hatırlattık , gayrısı sorumlulara düşer , daha Türkler Kemerde mesken tutmazken tarihi kalıntılar Rumların kaldığını kanıtlıyor , Kemer ismindeyken bu yerleşin alanı , bazı Rulardan söz eden vardı , Türkler bu köye Kemer adı ile yerleştikleri zaman eski ismi CIVAŞIR idi , daha sonları Kemer Sazlı köy adını alıp , bu günde hālā bu isimle anılır .
CIVAŞIR ılıcaları yanı höyük yerleşim alanıymış , bu höyüğün tarihi eski ismini bulmuş değilim , Yunanistanda da rastlamadım , evet Kürtler kayıtlara göre sürgün ile buralara gelmişler .
Sazlıköy Celali Kürtlerin sürgünlerinden biride bu köydür , Celaliler bilindiği üzere Ağrı isyanı ile çıkarılan bir sürgün kanunu ile batı Ege köylerine sürülüyorlar , sürgün edilmeleri topluca bir köye değil ayrı , ayrı köylere , her köye iki veya üç Aile veriliyor .
Bir birlerinden tecrit edilen kürtler ,Men-i şekavet kanunu ilede ele alınıp sıkı bir köy hapsi de uygulatıyorlar , üç yıl böyle yasaklarla geçiyor ve yasaklar kalkınca da kimi Kürdüstana eski köylerine , kimide sürgün yerlerinde kalmayı tercih ediyorlar .
Ve kürtler akraba sevdası yüzünden , bir köyde kalmayı daha uygun bulup bu niyetle eski ismi Kemer olan Sazliköye yerleşip o köyü Sürgünün baş kenti yapıyorlar .
Sazlı köylü Kürtler çalışkan İnsanlardır , Sazlıköy ovasına Hilmi Fırat Ailesi hakimdir , Dağdaki taş ocakları granit taşlı oçaklardır , bu taş oçaklarını ilk açan Kürtlerdir , Bazı Batılı madenciler sazlı köy dağlarında kazı işlemi yapmışsada , aradıklarını bulamadan çekilip gitmişlikleri kazı yapılan yerlerden anlıyoruz .
Sazlı köylü kürtlerin bu granit taşlarından temelinde taş bulundurmayan turizimci yotur dersen abartmamış sayılırım , Kuş adası , Didim gibi sahil turizim konoklama yerlerindeki temel taşlarına kürt eli değmedik taş yoktur , her temel taşında Sazlıköy taşcılarının alın teri vardır .
Değim yerindeyse sazlı köylü taşcılar tıpkı FERHAT gibidir , onların ŞİRİNİ ise hep uluşılması güç elerdedir , bu sevda içinde sürer gider hayatları .
Hilmi Fırat Ailesi sazlı köy ovasının nimetlerine efendidirler , arada bir hayır severliği ilede tanınırlar okul , camii , imaret yapıcıdırlar , ne diye Sazlı köyün en sadık Kürt öğrencilerine de bir kürtçe okul yapılmasın ? diye soranda çıkar belki .
Söke ve çevresi köylerde yerleşik binlerce kürt aile bulunur , kendi Ana dillerinde öğrenim almadan yaşarlar , AB kapıda soruyor Kürtçe eğitimler ne oldu ? her hālde bu soru sıkca sorulmaya değer bir soru , çünkü bir kaç nesil sonra yanlız adı kürt bir topluluk olmaya terk edilmiş gibi Söke kürtleri .
Tıkanan mendiresin ikşinci kolu o Köye hiç yaramadı , şöyleki ; Hilmi Fırat un fabrikası atığı , sel milleri , çay kumları ile tıkanan mendiresin ikinci kolu bataklığa dönüştü ,ve sivri sinek istilasına uğradı çevre , zaten o eski mendiresin yeri uzunlamasına çukurlar , suyu olmayan sıralı çukurlara döndüler .
Herhālde o mendiresi tekrar hayata döndürme görevi o bölgenin nimetlerine efendilik edenlere düşer , yani eski menderes yerleri kazılıp tekrar su akışını gerçekleştirebilirler , belki sulama yatırımına da daha ekonomik bir çarede olurdu .
Tabi nehrin bir ölü nehir olması yanlız un fabrıkası atığınıda bağlamak yanlıştır , sel atıkları , mil kalıntıları , çay kumları önemli birer etkendir , eski menderesin tamamen yok oluşuna sebeptir , bu yüzden suyun mecrası ovanın doğusuna kaydı , yanlız tarihi köprü hatıra kaldı Sazlı köylülere .
Sazlı köy çevrelerindeki balkan yerleri zamanla birer kuş cenneti idi , şimdi ise o cennetlerden azda olda , bazı kuş türleri Söke ovasının güneyinde dalyan bölgesine barınır , Priene veya Milet kalıtlarına bakılınca yanlız tarihi eser katiamı değil , doğa ve o güzelim kuş cennetleride kuruyan veyahut kurutulan eski mendires ile birlikte yok odular .
Çevre her kes içindir, mendiresin ikinci kolu o çevreye hayat veriyordu , çevrenin can damarıydı , Dağdaki taş ocağı ormanı tehtit ediyor , un fabrikası atığı sel mil ve kum birinkitileri mendiresin ikinci en eski kolunu tıkadı nehir akmaz oldu , ölü bir nehir yatağı ile tarihi bir köprü kaldı köylüye .
Çevreciler bu konuya el atsada çok geç olsa gerek , yanı değim yerindeyse Atı alan üsküdrı geçti , sesler boşuna yükseliyor , ama ben yinede tarihi seven biri olarak bir öneride bulundum .
Çevreviz ve biz bir bütünüz , çevreyi korumalıyız şiarı ile el ele olunca her engel aşılır , Ben çevremiz ve sorunları için dönemin Belediye başkanı Mustafa Satık ile görüşmelerimde dile getirdim ,ve bazı ileri gelen kürtlerede durumu anlattık ve konuştuk , onlar ban özetle şöyle dediler .
İsmimiz Kürt , askerlikte ve savaşta en önde adımız Kahraman , fakat bu gibi konuları dile getirdiğimizde ismimiz kuyruklu kürt oluyor , elimizden bir şey gelmiyor yanınıtını verdiler .
Bir İnsan çevreci olamıyorsa , nasıl uygar olabilir ? nasıl çağdaş ve medeni olabilir ? çevremiz ve biz bir bütünüz , çevremiz ne ise kişiliğimizde odur , ahlākende , medeniyetce de ,valhasıl karakteristik özelliğimiz ile çevremiz ve biz bir kimlik içindeyiz .
Çevre bizim kimliğimizdir , yaşadığımız dünyadır , başak bir değiş ile ev içi düzenimiz ile çevre düzenimiz eş anlamlıdır , kişi çevresine özen göstermezse demek oluyorki kendisine özenli değildir , harap bir çevre bıkkın bir hayatın göstegesi değilmidir ?
Tarihi eserlerle saygılı olmakta anlamlıdır , Sazlıköydeki mendiresin ikinci kolu nasıl öldürüldüyse , aynen tarihi küprüsü sahneden silinmekle yüzyüze , bir Allahın kulu çıkıpta Sazlıköyde etkin olabilecek bir ÇEVRECİLER örgütünü kuralım , yaşatalım , hayata geçirelim diye akıl edemediler , bu bir noksanlıktır .
Çevrecilik bir politik örgüt değildir , sivil savunmadan tutun taki savaş karşı gibi alanlara kadar etkilidir çevreci kuruluşlar , politik örgütlerin yapamadıkları pek çok şeyi çevreciler yapabiliyor , hemde ayrı başka milletlerden katılımları , destekleri alarak faliyetlerini sürdürebiliyorlar .
Sazlı köyde bir çevreci kuruluş olsaydı eminim mendires sazlı köyden canlı , canlı hayat vererek akar giderdi , ne sel baskını , ne sivri sinek istilası olmazdı . tarımla uğraşanlarda kilometrelece Çine barajına gidip su istemezlerdi , bol bol gölet balıkcılığı yanında , doğal balıkcılıkta sürer giderdi .
İstenirlerse tekrar o nehire kavuşubilirler , yeterki çevrecilik anlayışı ile işe koyulan bir gurup ve Devlet su işlerini çağıran sesler olsun , bu olmaz değildir , olabilir .
Türkiyenin AB girmesi sürecinde dahada anlamlı olur , çünkü AB kendi üyelerindeki ülkelerde öylesi çarpık bir çevreyi görmek bile istemez , AB girişlerde her ülkenin çevre raporlarıda önemlidir .
Saygılar ve sevgilerle olun !..
Nebi Güler 22 /2 / 07